Rastgelelik günümüzde akıl almaz derecede yaygınlaştı. Neyi kastediyorum “rastgelelik”ten? Plansızlığı, programsızlığı ve sistemsizliği… Rastgele yaşamak, rastgele okumak, rastgele beslenmek, rastgele konuşmak, rastgele sevmek veya nefret etmek…
Aslında ne demek istediğim aşağı yukarı belli oldu. Her işte ve şeyde şuurlu olmak, uyurgezer gibi yapmamak yaptığımız işi, eylemi. İbadetlerde bile ibadet ediyor olmanın şuuru istenir. Mesela namazda Allah’ın huzurunda olduğunun şuurunu yaşamak, sadaka verirken yine aynı şuurda olmak ve bir elinle verdiğinden diğer elin haberi olmaması gibi. Bu şuur olmadı mı yapılan işin, yapılan hayrın kıymeti düşer. Bir insan ve bir Müslüman olduğunun şuurunda olmak, hem de her daim.
Evet, olması gereken böyle ama dış dünya dediğimiz madde/nesne dünyası, ihtiyaçlar, dertler insanı bu olması gereken şuurdan alıkoyuyor. Doğrudur, çok kimseler tanırız doğrudan yanadır ama yanlış yapar. Aslında düşünce olarak o yanlış taraftarı olmadığı, o fili yapmak istemediği hâlde yapar. Bir Müslümanın günahlar/haramlar karşısındaki durumu gibi. Mesela çok iyi bilir ki iman ettiği Allah faizi haram kılmıştır. Önüne bir fırsat çıkar, tereddüt etmesine rağmen şu veya bu gerekçe ile faize bulaşır.
Bir de rastgeleliği ilke edinmiş kişi veya kişiler vardır, böylelerini kendi iradesi değil genellikle dış dünya (nesneler dünyası) sevk ve idare eder. Bir tanıdığına rastlar, hiç aklında yokken oturur sohbet eder onunla. Fırsat denk gelir doğru ve yanlışlığına aldırmadan hevesle onu yapar. Hırsızlık, kumar, fuhuş vs. zaten düzen yakalanmamak kaydıyla istediğini yapabileceğini söyle ona. Ülkemizin manzarasını görüyorsunuz.
Bilgi ahlâk değildir. Bilgi zihin işi, ahlak ise ruh işidir.
İnsan iki zıt kutuplu yaratılmıştır; ruh ve nefs kutbu. Ruh, iyi, doğru ve güzeli emrederken nefs kutbu kötü, yanlış ve çirkini tembihler. Bu iki kutbun mücadelesiyle geçer insan ömrü. İnsan iyi, doğru ve güzel yol üzerindeyken nefs eza görür, ruh hâkimiyet kurmuştur. Nefs sözünü geçirdiğinde yani insan kötü, yanlış ve çirkinin peşine düştüğünde de ruh eza görür.
İnsanların iyi, doğru ve güzelden yana olabilmesi için bir eğitimden geçmesi gerekir. Bir toplumda bu iyi, doğru ve güzel yanlısı insanların sayısı azaldıkça o toplum çürümeye, yozlaşmaya ve mutsuzluğa uğrar.
Toplum fertleri yasalara saygılı olmak durumundadır, ancak yasalar da toplumu ve o toplumun değerlerini dikkate ve ciddiye almak zorundadır. Devlet halk için vardır, yoksa halk devlet için değildir.
Rastgeleliğin destanını yazan çağdaş toplumlarda ahlâk buhar olduğundan huzursuzluk ve mutsuzluk hâkimdir. Ahlâkın karın doyurmadığını her birimiz biliyoruz. Sakın ola ki, mesela ekonomi ile ahlâkın alakası olmadığını düşünmeyin. Ahlâk çok geniş kapsamlı ve derinlikli bir kavram.
Hâsılı mesele yaşamak değil; yaşanmaya değer hayatı yaşamaktır!