Bir yerel gazetede köşe yazarlığı yapan bir yazarın yazılarında daha çok yöre halkının dert ve sıkıntılarını dile getirmesini beklemek kadar doğal bir şey olamaz. Birçok dost ve okurlarımın bu konuda serzenişleri bana geldi. Daha önce de değindim, ben günlük meselelere pek fazla temas etmiyormuşum.
Aslına bakarsanız hiç de öyle değil, yerel ve genel dert ve sıkıntıların asıl kaynağını gösteriyorum, göstermeye çalışıyorum. Doğrudur, kolay anlaşılmıyor yazılarım. Hatta hiç anlaşılmıyor diyen dostlar da var. Bir kere yurt ve dünya meseleleri alalâde bir dil ile anlatılamaz ve anlaşılamaz. Mevzu ve mesele bize kendi dilini dayatır. Mesela Modernizm kavramını nadiren duyan ve hiçbir yerde okumamış bir kimse, mesela eğitim konusunu irdeleyen bir yazıda okuyunca o cümleden bir anlam çıkartamaz.
Açık yüreklilikle söylemem gerekirse ben burada, bu köşede çok çok az insana hitap ediyorum. Özür dilerim, ukalalık olarak algılanmasın, kalabalıklara bu mevzuların anlatılması mümkün değildir. Ben az da olsa okuyan, az da olsa düşünen ve az da olsa sorgulayan insanlar için yazıyorum. Diğer türlüsü zaten bolca var. Görüyorsunuz, taraftar toplamaya çalışan, sosyal medyada tıklama rekorları peşine düşen yahut çok satan kitaplar yazma hayaline kapılan insanlar var. Özür dilerim, benim böyle bir derdim yok. Doğruyu, gerçeği ve hakikati takdir toplama veya alkış alma meramına kurban veremem.
Yarına kadar bayatlayan içerikli yazılar yazmak benim mizacıma ve en önemlisi de dünya görüşüme uymuyor.
Bir konuyu yazmadan önce en kolay ve en basit daha doğrusu en kolay anlaşılabilir nasıl yazmalıyım diye düşünüyorum. Çapımın elverdiği nispette çabalıyorum ve yazıyorum. Günlük hayatta yaşadığımız ve şahit olduğumuz olumsuzlukların temeline inerek yazmaya çalışıyorum. Daha iyi anlaşılır olanlarını yazanlar elbette vardır.
Biz ülke olarak günlük yani derinliksiz yaklaşım biçimleriyle gelişemeyiz. Gözleriyle düşünen değil, aklı ve kalbiyle düşünen insanların sayısını artırmak zorundayız. Bunun için de kitap, kültür, sanat ve fikir kavramlarını sık sık okuyorsunuz yazılarımda. Bu konuda daha başka çalışmalarım ve çabalarım da var. Ziyanı yok, kalabalıkların ilgisini çekmiyor ve yazılarım çok az kimse tarafından okunsun. Az da olsa, aralarında benim dünya görüşümü benimsememiş kimselerin de olduğu okuyucum var.
Ülkemizde ve dünyada gelişen her türlü hadiseyi anlamak yani aslını ve esasını idrak edebilmek belli bir birikim, çap ve idrak gerekir. Bu birikimli, çaplı ve idrakli insanların nesli tükenmek üzere.
İyilik, doğruluk, hakkaniyetlilik, dürüstlük, erdemlilik hiç bu kadar yalnızlaşmamıştı.
Sığlık, kötülük, cahillik ve duyarsızlık da hiçbir dönemde bu kadar itibar kazanmamıştı.
“Gemisini yürüten kaptan”, “Altta kalanın canı çıksın” ifadeleri hiçbir zaman bu denli kurumsallaşmamıştı.
Bu kötü gidişin, bu maddi ve manevi erozyonun gerçek mânâda farkına varan ve saç baş yolan, çaresizlikten kıvranan insan sayısı da bu kadar azalmamıştı.
Şimdi ben de piyasada bol bulunan fakat hiçbir yaraya merhem olmayan yazılar mı çiziktireyim?
Bazı ilaçlar acıdır, midemizi kaldırır ama doktor dermanımızı bu ilaçlarda görmüştür.
Ha şunu da unutmadan söyleyeyim, “Hasta önce hastalığının farkına varmalı ve tedavi talep etmelidir.”