Bir şeyin, bir işin ruhu kalıbından uzaklaşırsa yahut sindirilip işlevsiz bırakılırsa ortada hareketsiz ölü bir beden, kuru bir kalıp, etiket kalır. Ruh her şeyin, her işin aslî unsurudur. Her insan her işini ruhî çaba ile yapar.
Maalesef çağımızda her şeyin ruhu gitmiş, kalıbı, kabuğu kalmıştır. Etiket ve gösteriş budalası olduk. Dinimizde buna “riya” adı verilir. Mesela riya karışmış bir ibadette hayır yoktur. Her iş ruhuyla beraber olmalı. Yani işin samimiyeti (ihlası), yapılan işte tütmelidir.
Bazılarının hakkımda olumsuz düşüncelere kapılabileceği riskine rağmen birkaç konuda fikirlerimi dile getireceğim, izninizle.
Mesela camilerimizde hoparlör var ve imam ve müezzinin sesini net duyulmasını sağlıyor. Büyük camilerde buna eyvallah. Ya küçük camilerde buna ihtiyaç var mı? Bence yok. Din görevlisi bir de alabildiğine sesini yükseltince insanın kulak zarları patlayacak gibi oluyor. Özellikle de namazlarda imam efendinin o güzel sesini göstermek için name yapması yok mu? Oysa işin ruhu bunu gerektirmez. Yaratıcıya ibadet ediyoruz, konser verilmiyor yani.
Bir de minarelerimizden yükselen kutsal çağrı yani ezan esi bana göre ruha hitap etmeli. Hoparlörden çıkan mekanik ses kulakları tırmalıyor. Sesi ayarlanamaz mı? Namaz kılacak olan zaten zamanı takip eder. Üstelik ne kadar bağırırsak bağıralım cemaatin sayısını artıramayız.
Bir diğer olumsuzluk salalar… Mesela Cuma gecesi ve Cuma vaktinden önce verilen salalar ilçe merkez camiin her ikisinden de ayrı ayrı verilmesine gerek var mı? Cenaze salalarında da benzer olumsuz bir uygulama var; peş peşe her cenaze için ayrıca sala vermeye ne gerek var? Bir sala verirsin, iki veya üç cenazenin duyurusunu yaparsın.
Çok sala, iyi birer Müslüman olduğumuzun göstergesi değildir. Bilebildiğim kadarıyla sala sünnet bile değil. Hele ki caminin çok yakınlarında ikâmet eden hâne mensuplarının rahatsızlıklarını düşünemiyorum. Peki, ama pek yeterince bu rahatsızlıklar dillendiriliyor mu? Hayır, çünkü ezana karşıymışsın düşüncesi oluşmasın diye. Ezana niye karşı olalım? Ezanın bu türlüsüne yani ruhunu kaybetmiş şekline karşıyım ben. Değerli görevlilerimiz hoparlörden fışkıran mekanik çağrıyla insanımızı camiye götürmek için yırtınma yerine, dışarıdaki insanlarla diyaloga geçip, camiye gelmeleri için telkinde bulunmaları gerekmez mi? Ha, sadece memuriyetinin ifası için çalışıyorsa, yani işin ruhuna değil kabuğuna talipse, ne söylenebilir?
Bence bu türlü hoparlör mekanik çağrısı insanları daha çok dinden soğutuyor. Bir an önce bitse de kurtulsak diyenlerin sayısını bilemiyorum.
Bana kızmanıza gerek yok; ben sadece düşüncelerimi söyledim. Bu konularda ne yaptırımım var ve ne de yetkim.
Birkaç yıl önce belediye hoparlörü de vardı. Balıkçıya balık geldi, akşam mevlit var diye duyurular yapıyordu. Bu uygulamayı kaldırdığı için yetkililere teşekkür ediyorum.
Başka bir olumsuzluktan daha bahsedip bitireyim: Mesela kahvede oturuyorsun. Veyahut lokantada. Adam karşısındakiyle konuşurken sanki kilometrelerce ötedeki birine sesleniyor. Kardeşim ne diye bağırıyorsun yahut bağırarak konuşuyorsun. Olmadı telefonun sesi alabildiğine açık, bangır bangır sosyal medya paylaşımlarını dinletiyor çevresine. Bunlara çok bir şey yapılamaz tabi. Eğitim ve nezaket meselesi bunlar. Edep, terbiye ve ahlâk meselesi. En çok kıtlığının yaşamakta olduğumuz hasletler, maalesef.