İbrahim bin Ethem Hazretleri’nin hayatında anlatılan ibretlik hadiselerden biri vardır. Bir gece yolculuk esnasında bir fırına uğrar. İçeride çalışan işçiyi uzun süre izler. Adam durmadan çalışmakta, hamur yoğurmakta, ekmek çıkarmakta ama neredeyse hiç konuşmamaktadır.
Merak eder ve sorar:
“Evladım, seni saatlerdir izliyorum. Neden hiç konuşmuyorsun?”
Fırındaki işçi başını kaldırır ve şu cevabı verir:
“Efendim, şu an mesai vaktindeyim. Bana verilen işi yapıyorum. İşimi yaparken konuşmayı uygun bulmuyorum.”
Belki birkaç kelimelik bir cevap… Ama içinde ciltler dolusu hikmet barındıran bir cevap…
Çünkü insanın karakteri çoğu zaman söylediklerinde değil, yaptığı işte ortaya çıkar.
Bugün öyle bir çağda yaşıyoruz ki konuşan çok, yapan az. Herkesin bir fikri var, herkesin bir eleştirisi var, herkesin bir şikâyeti var. Fakat iş taşın altına el koymaya gelince ortalık birdenbire sessizleşiyor.
Kahvehanelerde memleket kurtaranlar, sosyal medyada ahkâm kesenler, her konuda uzman kesilenler çoğaldı. Ama görevini sessizce yapan, işinin hakkını veren, aldığı maaşı helal ettirmek için gayret gösteren insanların sayısı her geçen gün azalıyor.
Oysa hayatın yükünü omuzlayanlar çok konuşanlar değil, çok çalışanlardır.
Bir öğretmen düşünün… Ders saatini doldurmak için değil, bir çocuğun hayatına dokunmak için çalışan.
Bir doktor düşünün… Mesaisini tamamlamak için değil, bir insanı yaşatmak için mücadele eden.
Bir işçi düşünün… Kimse görmese de işini eksiksiz yapan.
Bir memur düşünün… Vatandaşı başından savmak yerine işini çözmeye çalışan.
İşte toplumları ayakta tutanlar bunlardır.
İbrahim bin Ethem Hazretleri’nin hayran kaldığı şey, o işçinin bilgisi değil; iş ahlakıydı. Çünkü işini ciddiye alan insan, aslında hayatı da ciddiye alıyor demektir.
Ne yazık ki günümüzde birçok insan haklarını ezbere biliyor ama sorumluluklarını unutuyor. Maaşını gününde almak istiyor ama görevini gününde yapmakta aynı hassasiyeti göstermiyor. Takdir bekliyor ama fedakârlık yapmak istemiyor.
Hâlbuki emek, alın teri ve sorumluluk insanı yücelten değerlerdir.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey budur: Daha az konuşmak, daha çok çalışmak…
Çünkü dünya konuşanların değil, üretenlerin omuzlarında yükselir.
Şimdi dönüp kendimize bir soralım:
Mesai saatlerimizde gerçekten işimizi mi yapıyoruz, yoksa ömrümüzü tüketiyor muyuz?
Devlet dairesinde, fabrikada, okulda, hastanede, dükkânda, makam odasında… Bulunduğumuz yer neresi olursa olsun, aldığımız her ücretin, taşıdığımız her unvanın ve oturduğumuz her koltuğun bir hesabı vardır.
Bugün birçok kurumun kapısında personel çok, ama iş yapan az. Konuşan çok, üreten az. Şikâyet eden çok, sorumluluk alan az. Herkes hakkını istiyor ama herkes görevini aynı titizlikle yerine getirmiyor.
Oysa İbrahim bin Ethem Hazretleri’nin hayran kaldığı o fırın işçisi bize asırlar öncesinden sesleniyor:
“İşinin başındayken işini yap!”
Ne makamın büyüklüğü kurtaracak bizi, ne de çevremizin alkışları… Gün gelecek, herkes yaptığı iş kadar konuşacak. O gün ne mazeretlerin hükmü kalacak ne de gösterişlerin.
Çünkü Allah katında insanların ne kadar konuştuğuna değil, emaneti ne kadar hakkıyla taşıdığına bakılacak.
Ve korkarım ki o büyük hesap gününde, ömrünü dedikoduyla tüketenler değil; sessizce çalışanlar kazanacak.
Bu yazı; görevini hakkıyla yapan, aldığı maaşın karşılığını vermeye çalışan, kimse görmese de işini Allah’ın gördüğünü bilerek yapan bütün emekçilere, bütün dürüst insanlara gelsin…