Hayvanlarda bile mekân/çevre mensubiyeti vardır. Kaldı ki insan, yaşadığı aile, sokak, semt, kasaba veya şehir, dahası memleket/vatan mensubiyeti fıtrat olarak duyar, duyması gerekir.
Bu his kimilerinde sevda hâline dönüşür ve gerektiğinde uğruna canını verir. Kimilerindeyse aksine kanından ve fıtratından kaynaklanan bir hisle işi vatan hainliğine kadar götürebilir. Her şey gibi insan da çeşit çeşit. İnsan davranışlarını idare eden irade bir takım tesirler altındadır, kültürel çevre, eğitim gibi. Bu tesir edicilerin en başında bana göre fıtrat gelir.
Diğer yandan sevgide sahici olmak önemlidir ve bu vuku bulan hadiseler karşısında takınılan tavırlarla teste tâbi tutulur. Sahici sevgi ile yalandan sevgi bu testler sonunda açığa çıkar.
Güzel ve temiz mekânlar güzel ve temiz insanların yahut toplumların eseridir. Bir kasabanın yahut bir şehrin insanlarının o kasaba ve şehirde mutlu ve huzurlu yaşamaya hakkı vardır. Lakin çoğu kere bu hakkı elde edemezler. Tezgâhı kaldırımlara taşan, dışarıdan geldiği belli olan müşterisine fahiş fiyatlarla satış yapan bir esnafın, aracını yolun ortasına park edip alış veriş yapan ve başkalarını bekleten, trafik kurallarına uymayan saygısız sürücülerin, sokak ve caddeleri kirleten insanların vatan millet (memleket) sevgisinden söz etmeye hakkı yoktur. İnsana değil sadece tüm canlılara merhamet duymayan, onlara sevgi beslemeyen kişilerin de memleket sevgileri gerçekçi değildir. Kendisine gösterilmesini istediği nezaket ve saygıyı başkalarına göstermeyen şahısların da yurt sevgisi sahici değildir.
Kötü alışkanlıkların hızla yayılıp çocukların seviyesine kadar indirildiği bir bölgede yaşayanlar, bu gerçek karşısında ürpermiyorsa, alım gücü düşmüş/düşürülmüş ailelerin sefaletini sadece seyrediyor ve hiçbir rahatsızlık duymuyorsa böylelerin de memleket sevgileri sahtedir.
Geçen yıl şahit olduğum bir hadiseyi özetleyeyim size. Bir çay ocağının önünde oturuyordum.Ters yöne girmiş bir aracın aynasına kolu çarpan vatandaş haklı olarak şöyle bir tepki gösterdi:
“Ters yöne girmişsin kardeşim!”
Sürücünün açık olan camından hafifçe başını uzatarak verdiği cevaba bakar mısınız?
“Biliyam!”
İnsanlar birlikte yaşamak zorundadır. Birlikte huzur içinde yaşayabilmek için de en azından kamusal alanlarda davranışlarına dikkat etmek zorundadır. Yani herkes herkese anlayış ve saygı göstermelidir. Birlikte yaşadığı tanıdık veya tanımadık insanları düşman değil, ailesinden fertler olarak görmeli ve hissetmelidir.
Bütün bu ve benzer olumsuzlukların önüne geçebilmenin yolu bilindiği gibi eğitimden geçer. Ama ilginçtir, üniversitelerin kurulduğu bölgelerde ahlâki zafiyet ve bozulma ivme kazanıyor. Demek ki, eğitim deyip geçmemeli, “nasıl bir eğitim?” sorusunu sormalı.
İnsanları mekânikleştiren, çağdaş medeniyetin ahlâk ve eğitim anlayışı toplumları ne hâle getirdiğini hep birlikte görmekteyiz.
Son olarak özet bir cümle söylemeden geçemeyeceğim: Toplumumuzu asli kimliğine kavuşturmak, maneviyat, kültür ve sanat aşısı yapmak tek çıkış yolumuz!
“Nasıl mı?”
“Çok soru soruyorsun!”