Üzerinde çok yazıldı, çok söylendi; Modernizmin batıdaki oluşumu ve doğuşu hakkında. Yazılıp söylenmeye devam edildiği gibi daha uzunca bir zaman diliminde de yazılıp söylenecek.
Modernite sadece bu çağın değil, belki insanlık tarihinin en önemli, en kritik ve en büyük kırılmalarını meydana getiren yeni, bambaşka vakasıdır. Batı eliyle meydana getirilen bu uzun soluklu oluşum, tedrici olarak bütün yeryüzüne ve topyekûn bütün insanlığa sirayet etti. Sirayet ettiği ve eriştiği her toplumu az veya çok dönüştürdü. Modernizmin bu güçlü tesiri hiç şüphesiz bilim ve tekniğe borçludur.
Bilim ve teknikteki gelişme ve ilerlemeler insanların günlük hayatında şaşkınlık veren kolaylıklar sağlamakla kalmadı, tüm yerel değer ve kültürleri, düşünce metotlarını ve bakış açılarını temelden sarstı, çoğunluğunu da değiştirdi. Üstad Necip Fazıl batının bu üstünlük sağlayan oluşumunu şu şekilde formüle eder:
“Yunan aklı, Roma nizamı ve Hıristiyan ahlâkı!”
Elbette batı bu Modernite denilen oluşumu sıfırdan kendi üretmedi. Bir terkip gerçekleştirdi, bir sentez yaptı ve isabet etti. Başardı.
Bilimin verileri tekniğin görkemli oluşumuyla meydan yerine çıkınca, cambazın karşısındaki ağzı bir karış açık seyircinin şaşkınlık hâli ve psikolojisi özellikle batılı olmayan toplumlarda peydahlandı. Tabi ardından onlar gibi olma, her sahada böyle mükemmel ve insanın yararına, hayatı kolaylaştıran keşifleri yapma isteği hayat buldu. Gel gör ki işe neresinde başlamalıydılar ve nasıl yapmalıydılar da batı ülkeleri seviyesine erişilebilsinler?
Farklı ülkeler farklı metotlarla bu badireyi atlattı. Sanırım (dünya çapında büyük iddia ve idealleri olmayan küçük toplumları hariçte tutarak) bütün kalburüstü milletler aşağı yukarı “batılılaşma” serüvenlerini başardılar. Bir biz kaldık ortada, ne yapacağını bilemeyen. Batılı olamadığımız gibi doğulu da kalamadık.
En başta biz, modernitenin kılcal damarlarına kadar sinmiş olan emperyalist emellerden ve hesaplardan habersiz kaldık. Diyebilirim ki her devirde yani Tanzimat, Meşrutiyet ve hele Cumhuriyet devirlerinde batılılaşmayı bayraklaştırıp ileri atılanlar batıyı ve modernizmin oluşumunu yeterince kavrayamamış kimselerdi.
Kimi düşünürler bu üç aşama birbirinin devamı olmadığını söyleseler de, her dönem etkili ve yetkili zihniyetin ortak paydaları vardı. Bu ortak paydalar kimi içerik farklılıklarına rağmen bir devamlılık göstermektedir.