Modernitenin, tekniğin açıp döşediği yolda aracın cant ve tekerlek görevini üstlenen kapitalizmdir.
Modernite, batı uygarlığının öncü kuvveti, en önemli ayartıcı ve hizaya getirici öncü kolu. Bir ucu dünyalığa ve dünyacılığa uzanırken diğer ucu insan nefsine ve bu nefsin emel ve arzularına uzanır. Hayal dünyasını kuşatır ve şekillendirir. Bu ayarlama ve ayartma sürecinde ferdi ve toplumları akıl almaz bir sürat ve metotla dönüştürür.
Kadim değerler itibarsızlaşır. Her şeyi yeniden tanımlayıp tarif eder. Kadim değerler skalası değişmiş olur. Özetle dünya ve metaı önceler. Toplumda pastadan pay koparma veya daha büyük pay alma telaşı baş gösterir. Sürekli bir geçim telaşı, gelecek kaygısı peydahlar. Dünya ve dünyaya ait arzu ve istekleri galeyana getirir.
Kapitalizm, “benmerkezciliği” yaygınlaştırır. Mal toplama hırsı önüne geçilemez bir arzu ve ideal olarak fertte mayalanır, rekabet kanalları ile topluma pompalanır. Bu bitmez tükenmez emeller atmosferinde ölüm ve ahiret gerçeği unutulur, unutturulur.
Nasıl ki, komşunun malı mülkü ve konforlu yaşantısı diğer komşuyu kamçılar ve onun gibi olma ve yaşama arzusunu, özentisini uyandırırsa, modern hayat kitleleri imrendirir, harekete geçirir. Kitle psikolojisinin uyanmasına ve sirayet etmesine yol açar.
İslâm zâhir ehlinin İslâm anlayışı ve yaşantısı Modernite rüzgârına ciddi bir direnç gösteremez. Onların olanca çalışma ve gayreti, aslında bir “vasıta” konumundaki “Şeriatın” kışrında/kabuğunda kaldığı ve toprağa esaslı kökler salamadığı için direnç gösteremez. Tedricen kaymalar, kırılmalar ve bozulmalar gerçekleşir. İslâmın, o mensubu/müntesibi üzerindeki yaptırım gücü kırılır ya da azalır. Böylece İslâmın boşalttığı alanlara kapitalizm değer ve değer yargıları doldurur.
Tasavvuf ise talibin/talebenin bir nevi aslına rucû ettirme sistemidir. Hareket noktası Allah’a yönelmek, sonra Allah’ta seyir gayesidir. Tasavvufa göre iki tane varlık yoktur, varlık birdir, o da Yaratıcının varlığıdır. Mevcutlar ise tali varlıklardır. Esas varlık yani tali olmayan, ezeli ve ebedi varlık kalıcı olandır. Sürekli değişmeyen, yıpranmayan, eskimeyen ve sonra yok olmayan varlık birdir, tektir, eşi ve benzeri yoktur ve o da Allah’tır.
Bu dünya (kozmos) bir varmış bir yokmuş hükmündedir. Bu varmış gibi gözüken varlık âlemi, Allahü zül celâlin zuhurundan ibarettir. Daha doğrusu isimlerinin tecellileridir ve nurdur. Âlem bu nurla ayakta kalmaktadır.
Ezellerin ezelinde, hiçbir şey ve kimse yokken O (cc) vardı, ebedlerin ebedinde de hiçbir şey yokken var olacaktır. Âlemlerin Rabbi, bilinmek istedi âlemleri yarattı. Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisinden ibaret olan bu gölge varlığın bir başlangıcı ve bir nihayeti var. Oysa başlangıçsız ve nihayetsiz olan sadece Allah’tır.
İnsan bu dünyaya bir maksatla yaratılıp gönderildi. Bu âleme gönderilme sebebini ise şu hadis meâli açıklar: “Ben âlemi insan, insanı da kendi marifetime erişmesi için halkettim/yarattım.” Bir âyet-i kerimede de Allah şöyle buyurur: “Ben insanları ve cinleri bana ibadet etmeleri için yarattım.”
Zikrettiğimiz hadis ve âyet-i celile de aynı merama çıkar.
Kapitalizm batının bir sömürü ve dönüştürme aracıdır. Batının felsefî genetik kotlarını ve kilisenin zihniyetini barındırır.
Batı gösteriş, ego ve dünyacılığın temsilcisidir.