Modern hayatın en çok öne çıkan özelliği çabukluğudur. Yani modern hayatta her şey hızlandırılmıştır. Bir otomobilin bile en risk aldığı hâli hızlandığındadır. İşte bu hızlandırılmış hayatın içinde biz insanlar neyin ne olduğunu yeterince anlayamayız. Çevremizdeki ve içimizdeki eşya ve hadiseleri derinden anlamak ve kavramak imkânından mahrum kalırız.
Hayatın bu derece hızlandırılmadığı çağlarda bazı seçkin ve bilge kimseler inzivaya çekilmişler. Yani aracı münasip bir yere park etmişler. Ne için? Düşünmek için. Kalburüstü tüm düşünce ve sanat adamlarının geçmişinde böyle bir süreç vardır. Hele ki, bizim kültürümüzde özellikle tasavvuf geleneğinde inziva önemli bir yer tutar.
Gazâlî, İbn-i Arâbî, Mevlana, Yunus Emre ve daha pek çok şahsiyet böyle bir süreçten geçmiştir.
Şimdilerde böylesine erdemli, bilge ve sanatkâr şahsiyetler pek yetişmiyor. Bir süreliğine kendini hayattan tecrit (ayırmak) etmek çoğunluğun hem aklına ve hem de işine gelmiyor.
Modern hayatın sayısız faydaları ve kolaylıkları yanında böyle zararları da var elbet.
Bu insanlar çoğunlukla dertlerini, tasalarını, umut ve heyecanlarını şiirle ifade etmişlerdir. Şiir iç dünyayı anlatmak ve hissettirmek için en güzel metottur. Diğer türlüsü imkânsıza yakındır.
İnziva ile şiiri beraber zikretmem rastlantı değil elbet. Şiir bir yanıyla ve çoğu kere inziva ve yalnızlığın terennümü, kendini ifade biçimidir.
Âcizane bir çalışmamla başbaşa bırakmak istiyorum sizleri, izninizle.
KALAN
Hani zamanı aşmış Hak yolunun yiğidi?
Arştan kokular alan şimdi sırdaşı kaldı!
Arzdaki bu curcuna belli ki mânâ taşır,
Varlık ile yokluğun bitmiş dalaşı kaldı!
İlk insanla başladı bu hiç bitmeyen zıtlık,
Artık nefs ile ruhun kanlı savaşı kaldı!
Yoruldum ben, tükendim, yenildim, ufalandım,
İşte kırık gönlümün bir yalvarışı kaldı!
İşgal edildi yurdum, erdemleri sürdüler,
Ne kalp süpürgecisi, ne de nakkaşı kaldı!
Güzellik zift kuyusu, anlamsız gölgeler hep,
Tarumar oldu yüzler, ne göz, ne kaşı kaldı!
Kuşatıldı benlikler, meramlar ihanette,
Yıkıldı ulvi saray, temelin taşı kaldı!
Hak’ın tecelligâhı, ardiyeye döndü ah,
O gönül sarayının kuru bir başı kaldı!
Bu sefil hâl yüzünden çıktı içimde yangın,
Gitti gözlerim gitti, sadece yaşı kaldı!
Gönlümüz ki semadan, nurlu bir çare umar,
Yine de umut varız; aşktan bir aşı kaldı!
Başımdaki iki göz, bir olup kalbe indi,
O’nu gördüm az önce, gözlerim şaşı kaldı!