BABALAR BAZEN EVLADINA KIZAR, AMA EVLAT "NE YÜREKTEN", "NE DE AKILDAN" ÇIKAR
Delikanlı 16 yaşındaymış ve babasıyla yaşadığı bir tartışmadan dolayı evi terk etmiş !
Buna çok öfkelenen baba "evde artık onun adı bile anılmayacak" diye bir yasak koymuş.
Anne her gece evi terk eden oğlunun yatağına oturup yastığını koklayarak uyuyormuş. "Oğlumu özledim, nolur gidip arayalım, bulup getirelim" dese de, baba "inadım inat" diyor, geri adım atmıyormuş.
Aradan tam iki yıl geçmiş. Oğlunun doğum günü ile babalar günü aynı tarihe denk gelmiş o yıl...
Annenin ağlamaklı halini görünce baba dayanamamış ve demiş ki "şu adrese git, oğlunu gör, ama sakın ha adresi benim verdiğimi söyleme"...
Anne hazırlanmış, sevinçten uçar halde yola koyulmuş, büyük bir şehrin karşı yakasındaymış verilen adres. Evlat o adreste bulunan bir tamirhanede çalışıyormuş...
Anne tamirhane dükkânının önüne gelmiş ve oğlunu iş tulumu içinde görünce bir müddet seyretmiş. İki yıl boyunca kendini arayıp sormayan ailesini unutan delikanlı aniden annesini karşısında görünce önce şaşırmış, sonra koşup sıkıca annesine sarılmış. Babası hariç herkesi soruyormuş "o nasıl, bu nasıl", sonunda "o adam nasıl, hâlâ aksi ve anlayışsız mı?" diye sormuş...!
Anne cevapsız bırakmış bu soruyu "haydi oğlum gel eve gidelim" demiş.
Delikanlı "hayır anne ben böyle iyiyim, o adamla tekrar aynı evde yaşayamam" demiş ve dükkana doğru yürümeye başlamış. Arkasından bir süre bakakalan anne gelirken getirdiği pasta ve börekleri vermek için oğluna seslenmiş.
Pastayı alan evlat "anne nolur ısrar etme gelmeyeceğim, bir gün bile beni arayıp sormayan bir adamla aynı evde yaşayamam ben" demiş.
Anne boynu bükük halde oğlunun yanından ayrılmaya hazırlanırken "peki oğlum sen bilirsin, anlaşılan çok kararlısın gelmeyeceksin, ama baban dedi ki "son bir aydır arkadaşlık yaptığı çocuktan uzak dursun, o çocuk ona zarar verecektir. Önceki arkadaşıyla barışsın". Bu kez delikanlı dona kalmış...
Anne oğluna sarılmış ve oradan ayrılmış evinin yolunu tutmuş. Eve geldiğinde babaya sitem etmiş. "Madem biliyordun nerde olduğunu, neden benden sakladın. O yüzden rahattın demek ki ". Hep ters ve aksi görünen baba yutkunmuş ve gözlerinden iki damla yaş akıvermiş. "O benim canımdır ya canım" demiş. "Ne zamandan beri biliyordun" diye sormuş anne. "Gittiği günden beri biliyordum" demiş, "bazen öğle molalarında ne yiyip ne içiyor diye gidiyor uzaktan izliyordum. Bazen akşamları geç gelirdim ya hani, sen beni kahvede sanırdın. İşte o zamanlarda ne yapıyor, kimlerle takılıyor diye takip ederdim."
Bunları öğrenen anne kocasına sarılarak ağlamaya başlamış. Bu duygusal ânın tam ortasında kapı çalmış. Bir taraftan gözyaşlarını silen anne kapıyı açmış ve elinde büyük bir hediye paketiyle oğluyla karşılaşmış.
Delikanlı önce annesine sonra babasına sarılmış ve "babalar günün kutlu olsun baba" demiş.
Delikanlı anlamış tabii, kendisine hiç bakmadığını ve dinlemediğini düşündüğü babasının aslında gözünü onun üzerinden hiç ayırmadığını...
Evet; Babalar kızar, bağırır, fakat bunlar hep evlatlarının iyiliği içindir. Evlatlar çocukken ya da ergenlik döneminde bunu anlayamazlar ama bir gün onlar da anne baba olunca neyin ne olduğunu daha iyi anlarlar...
Bu da bizlere şunu gösteriyor...
Bu durumdan üzerine vazife çıkarabilen herkesin "Baba ve Anne" kıymetini yaşarken bilmesi ve göstermesi icap ediyor...