Geçtiğimiz hafta Yeni İnebolu gazetesinin değerli köşe yazarı Bülent Yağcıoğlu “Bizim Jenerasyon” başlıklı yazısında kendi ve birkaç önceki kuşaktan bahsetmişti.
Ben de bu yazıdan ilham alarak kendi yaş grubum ve şimdiki nesilden bahsetmek istiyorum ama ne yazacağımı, satırları nasıl dolduracağımı bilemiyorum.
Olumlu bir şeyler yazabilir miyim onu da bilemiyorum.
Çünkü bizim nesil yani Z Kuşağı anlatması da anlaması da zor bir nesil.
2000 sonrası doğanlar olarak tabiri caizse teknoloji çocuklarıyız biz.
Daha bebekken bile telefonu nasıl kullanacağımızı biliyorduk sanki.
Bu iyi mi kötü mü açıkçası ben de tam emin değilim.
Bir yandan bilgiye ulaşmak kolay olsa da diğer yandan doğallıktan, merhametten biraz uzaklaşıldı sanki.
Ekran süremiz arttıkça hayatı ve maneviyatı kaçırdığımızı düşünüyorum.
Aslında öyle zeki bir nesiliz ki…
Teknolojiyi iyilik ve insanlığa faydalı şeyler üretmek için kullansak kim bilir ne icatlar yapılır, ne mucitler çıkar belli değil.
Ama çoğu zaman bu potansiyelin farkına varamıyoruz ya da fark etsek bile yönümüzü bulmakta zorlanıyoruz.
Hızlı tüketilen içerikler arasında düşünmek ve bilgiye ulaşmak için çabalamak, çalışarak torpilsiz kendi emeğiyle bir yerlere gelmek zorlaştı sanki.
Hemen hemen her çocuğun bir odası, çalışma masası, teknolojik aletleri var. İmkânlar bu kadar fazlayken hiçbir şeyden memnun olunmuyor gibi geliyor.
İşte bu, üzerinde en çok düşünülmesi gereken bir konu.
Sahip olduklarımız arttıkça, eksikliğini hissettiğimiz şeyler de değişti galiba. Gözlemlerime göre asıl eksik olan şey: maneviyat, samimiyet ve karşılıklı anlayış.
Birbirine iletişim şekli bile farklı.
Zorbalıklar ve anlayışsızlıklar o kadar çoğaldı ki, insanlar tahammülsüz en ufak bir şey için bile çileden çıkanları gördükçe çalışkan, terbiyeli, mütevazı çocukları yadırgar oldu.
Her şeye çabuk ulaşıyor gibi görünsek de, aslında umutlarını daha bu yaşta yitirmiş bir nesiliz.
Üniversite okusak bir dert, okumasak başka bir dert…
Sanki hangi yolu seçersek seçelim, sonu aynı belirsizliğe çıkıyor.
Mezun olduktan sonra bir ekmek kapısına kapağı atabilirsek kendimizi şanslı sayacağız.
Ne acı ki hayallerimizin yerini umutsuzluk almış durumda.
Ama yine de içimizde bir yerlerde küçücük de olsa sönmeyen bir umut taşıyoruz.
Her şeye rağmen bir gün iyiki diyebilmek istiyoruz.
Sonuç olarak kim daha şanslı, eski nesil mi yoksa şimdiki nesil mi orası tartışılır.
Pek çok açıdan geçmişi mumla arayanlar da var, bugünün daha konforlu olduğunu söyleyenler de.
Ama asıl önemli olan hangi dönemde yaşadığımız değil, o dönemi nasıl yaşadığımız.
Her durumda, nasıl yaşayacağımızı bilirsek, topluma faydalı olmak için çabalarsak, insani ve manevi değerlerden ödün vermeden saygıyı ve merhameti kendimize yol edinirsek…
İşte o zaman her dönem güzel olabilir. Teknolojinin içinde büyüyen bizler de, kalbimizi unutmadan yaşarsak, hem geçmişin sıcaklığını hem bugünün imkânlarını bir araya getirebiliriz.
Okuyucularımın kendinden bir parça bulabileceği bir durum varsa, o da şu: Her nesil kendi sınavını yaşar.
Önemli olan, o sınavdan insanlığımızı kaybetmeden çıkabilmektir.