Olacağı buydu…
Yıllardır “akran zorbalığı” dendi, görmezden, duymazdan gelindi.
Kıskançlıkla ve kötülükle yapılan şiddet, terbiyesizlikler, alaylar sadece sınıfın içinde kalacak mağdur olan çocuğu etkileyecekmiş gibi düşünüldü.
Tabiri caizse “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” denildi.
Fakat her görmezden gelinen olay, her üstü örtülen problem büyüyerek bugüne geldi.
Birkaç gündür yaşanan olaylarda Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta ne yazık ki terör estiren öğrenci demeye dilimin varmadığı caniler değerli bir öğretmeni ve masum öğrencileri hayattan kopardı.
Ekrandan bile izlemek insanın içini acıtırken olaya şahit olan çocukların hafızasından yaşananlar nasıl silinecek, eğitimlerine kaldıkları yerden nasıl devam edecekler düşünmeden edemiyorum.
Hani okul ana kucağıydı…
Ailelerin el bebek gül bebek büyüttüğü, canlarını güvenle emanet ettiği, öğretmenlerin baş tacı olduğu, öğrencilerin ise geleceğimiz olarak görüldüğü yerdi.
Artık veliler çocuklarını okula gönderirken içleri rahat değil, emanetleri eve gelene kadar diken üstündeler.
Peki bu noktaya nasıl gelindi?
Elinde kalem olması gereken çocukların neden silahlar var?
Sadece olayı gerçekleştiren çocuklar değil silahlara ulaşmasını kolaylaştıran aileler de suçlu.
Görmezden gelinen her olay artık önlem alınması gerektiğinin sinyallerini veriyor. Okula öğrenmek için değil, kaos çıkarmak için gelen, çalışanı kıskanan, düzeni bozan, zorbalığı bir güç gösterisi sanan, iki yandaş şahitle de kendini haklı çıkaran bir kesim için artık ciddi adımlar atılması gerekiyor.
Hele lisede sınıfta kalmanın adı var kendisi yok.
Yazılılardan sürekli zayıf alıp, sözlü notlarla hak etmediği şekilde geçirilen öğrenciler az değil.
Öğretmenler çoğu zaman başına dert almamak, sorun yaşamamak, bir an önce o öğrenciden kurtulmak için bazı şeylere göz yummak zorunda kalıyor.
Buna bizzat şahit olan o kadar çok insan var ki…
Sonra ne mi oluyor?
Dişiyle tırnağıyla çalışan, gecesini gündüzüne katan, hayalleri ve hedefi olan öğrencinin hakkı yeniyor.
Ama ne yazık ki kimsenin umurunda olmuyor.
Bu durum sadece notlarla ilgili bir konu da değil.
Çalışmadan geçen öğrenciye verilen her taviz aslında disiplinsizliğe, saygısızlığa ve zamanla şiddete açılan bir kapı oluyor. Okumak istemeyeni zorla sistemin içinde tutmak çevresine zarar verir hale getiriyor. Zorunlu eğitimle tembeli de huysuzu da arsızı da zorla okulda tutuluyor, kafasını ders çalışmaya vermeyen de kötülüğe çalıştırıyor.
Bu durum kuzuların içine kurtları salıp “ne haliniz varsa görün” demekten farksız oluyor.
Ve sonuçta ortaya çıkan tabloyu artık hep birlikte üzülerek izliyoruz.
Çözüm ne öğrencinin çantasını her gün aramak, okula giderken çelik yelek giydirmek ya da okul kapısına güvenlik yığmak değil.
Şiddet uygulayan, düzeni bozan davranışlara karşı net, caydırıcı ve adil yaptırımlar uygulanmalı.
Bunun yanında terbiyeli, saygılı, çalışan öğrenciler de mutlaka ödüllendirilmeli ki okul sadece hatayı düzelten değil iyiyi, doğruyu güçlendiren bir yer olmalı.
Biz dünyayı yeniden keşfetmiyoruz bazı şeyleri öngörebilmemiz gerekiyor.
Her şey olup bittikten sonra kısa bir süre yine konuşulup unutulmasın.
Ateş sadece düştüğü yeri yakmasın.
Çünkü eğer bu gidişata kalıcı bir çözüm bulunmazsa, kayıp bir kuşak gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalacağız.
Geriye dönüp “neden daha önce önlem almadık” demenin hiçbir anlamı kalmayacak.
Her şey için yarın daha da geç olmasın.
Bu hain saldırılarda hayatını kaybeden öğretmenimize ve masum öğrencilere Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve sabır, yaralılara da acil şifalar diliyorum.
Bir daha bu tür acıların yaşanmadığı, herkesin güvende ve huzur içinde yaşadığı bir dünya umut ediyorum.