Bir sivil kuruluşun yöneticisi olarak etkinlikler vesilesiyle okullarımıza gitmek, bazı okul müdürü ve öğretmenlerle tanışmak fırsatı buldum. Tanıdıklarımın içinde görevini aksatan veya hafife alan ne bir yöneticiye ve ne de bir öğretmen kardeşimize rastladım.
Benim genel olarak Türkiye Milli Eğitiminden memnun olduğum söylenemez. Bu memnuniyetsizliğimin sebeplerini muhtelif vesilelerle dile getirdim. Bu rahatsızlığımın ve memnuniyetsizliğimin sebebi elbette idareciler ve öğretmenler değil; sistem… İnebolu’muzdaki eğitimci kadronun görevlerini özverili bir şekilde ifa ettiklerine şahit oldum. Bu benim gözlemlerim ve hükmüm.
Geçenlerde Fuat Sezgin Anadolu Lisesi müdürü kadim dostum ve kardeşim Salih Kuruali’yi ziyarete gitmiştim. Okul içerisinde yapılan şiir dinletisi etkinliği olduğu ve benim de bu etkinliğe katılmamı istirham ettiğinde, ben de kendisine teşekkür ederek memnuniyetle bu nazik davetini kabul ettim.
Dokuz civarında öğrencilerimizin sırayla çıkıp hepsi birbirinden güzel şiirlerini okudular. Şiir okuyan çocuklarımızın her biri kelimenin tam anlamıyla mükemmeldiler. Gurur duydum ve duygulandım. Anladım ki ruhumun böyle güzel bir şiir dinletisine ihtiyacı varmış.
Her şeyden önce program kusursuz organize edilmişti. Bu ayrı bir gurur kaynağı olurken çocuklarımızın şiir okumadaki maharetleri âdeta profesyonelce idi. Vurgular, beden dilleri, tonlamalar da gösteriyordu ki iyi çalışılmıştı. Sonra çocukları, okulun edebiyat hocası Özge Kümoğlu Hocanımın çalıştırıp hazırladığını öğrendim. Tabi ki kendisini canı gönülden tebrik ettim ve takdir ettim.
Şüphesiz bu tür organizasyonların diğer okullarımızda da yapıldığını tahmin ediyorum. Onları da takdir ve tebrik ediyorum.
Bu tür organizasyonların önemine dair nutuk atacak değilim. Toplumun başta ruh sağlığına kavuşturacak veya ruh sağlığını koruyacak olan yegâne etkinliklerin kültür sanat faaliyetleri olduğunu biliyoruz. Bunun biricik yolunun da genç nesillerden geçtiğini biliyoruz. Genç nesillerin kültür ve sanat iklimimiz için, onun yeşermesi ve yeşertilmesi için en makul ve tutarlı bir hedeflendirme olduğunu dile getirmeye bile gerek yok. O hâlde toplumdan, hiç değilse yarınların toplumundan dünya çapında sanatkârlar ve fikir adamları yetiştirmenin yolu okullardan geçiyor. Lise çağlarına gelmiş her gencimizin kültür sanat ve fikir ikliminde mayalanması zaruridir. Sonraki çağlarda yapılacak hiçbir çalışma bu çağdaki kadar etkili ve kalıcı olamaz.
Lise çağındaki gençlere kültür sanat ve fikir sevdirilir ve bu alanlarda teşvik edilirse o artık hangi üniversiteye giderse gitsin, hangi mesleği seçerse seçsin ölene kadar bu güzel gönül açıcı iklimin kokusunu ve idealini taşır. Bu sebeple özellikle lise çağı büyük bir öneme haizdir. Lise mezunu olan her gencimizin başta kitap okuma alışkanlığını kazanmış ve sanat ve fikir alanında kendince bir ideale sahip olması gerekir.
Ülkemizde okuma oranlarının git gide düştüğü bu vasatta bunu yani okuma alışkanlığının kazandırılmasını gaye edinmiş, kelimenin tam anlamıyla kahraman öğretmenlere şiddetle ihtiyaç vardır. Bütün bu çalışmaların bağlantısı ve sabitesi elbette bu milletin değerleridir, kutsallarıdır.
Yönetmelikler ve müfredatlar böyle yüce gayeler için yetersiz olabilir. Ben inanıyorum ki, bu memleketin öz evlatları özel çaba ve özveriyle geleceğimiz olan evlatlarımızı donanımlı olarak yetiştirmek için çırpınır. Sınıflarda derslerini anlatıp arkasını dönüp gitmez, gençlerin her biriyle özel ilgilenir, onlarla kontak kurar ve ne yapıp eder onları bir şekilde kitaplarla, kültür sanat etkinlikleriyle buluşturur, yetiştirir, geliştirir.
Özge Hoca misalinde olduğu gibi bana göre iyi öğretmen kendisine emanet edilen gençleri kendi öz evlatları gibi benimser ve onları yuvadan uçururken “tam teçhizatlı” olarak uğurlar.
Eli öpülesi bu ulvî öğretmenlere olan ihtiyacımız en az ekmek ve su kadardır.