Biraz da kültür ve sanattan söz edelim.
Günlük rutinlerin arasında bir nebze de olsa nefes alacağımız etkinliklere, tiyatroya, sinemaya ya da müzikallere gitmeye fırsat bulabiliyor muyuz merak ediyorum.
Hayatın içinde bu tür etkinliklere zaman ayırmak zor geliyor olabilir.
Büyük şehirlerde sürekli bir yerlere yetişmeye çalışırken gün bitiyor, akla bile gelmiyor.
İnebolu’da ise gitmek istense bile güzel vakit geçirecek, aynı zamanda sosyalleşecek etkinliklerin olmayışı en büyük eksiklik.
Tabii ki bu ekonomik şartlarda bu tür faaliyetlere gitmek lüks gelebilir insanlara.
Ancak insan, yoğunluğun ve yorgunluğun arasında kendine ayırdığı küçücük bir zamanın bile ne kadar kıymetli olduğunu bazen böyle anlarda fark ediyor.
Ben de bunu geçtiğimiz günlerde izlediğim bir tiyatro oyununda hissettim.
Yorucu bir sınav haftasının bitiminde, hafta sonu tatilinin son gününde bir tiyatro biletimin olması düşüncesi bile beni dinlendirmeye yetiyordu.
Uygur Tiyatrosu tarafından sahneye taşınan aile oyunu müzikalini izlerken gerçekten de tüm haftanın yorgunluğunu unuttuğumu hissettim.
Oyunun bir de müzikal tarafının olması ayrı bir güzeldi.
Seyircilere şöyle bir göz gezdirdiğimde herkesin aynı enerjiyi aldığını alkışlarından hissetmemek elde değildi.
O sıra düşündüm ki bir tiyatro oyununun insana bu kadar iyi geldiği bir ortamda kendi memleketimizde neden benzer sosyal ve kültürel ortamlar olmasın?
Bu düşünce bana kısa süre önce yaşadığım bir sohbeti hatırlattı.
İstanbul’da yaşayınca illaki ya bir hemşehrimizle ya da İnebolu’ya bir şekilde yolu düşmüş, İnebolu sevdalısıyla karşılaşılıyor.
Gittiğim bir kitap fuarında İnebolu’yu 80’li yıllarda birçok kez ziyaret etmiş bir kişiyle sohbet etme fırsatım oldu.
Sohbet sırasında İnebolu’yu çok sevdiğini, o yıllarda faaliyet gösteren canlı müzikli aile çay bahçelerinin hâlâ açık olup olmadığını sordu.
Sırf o atmosfer için her yaz İnebolu’ya geldiklerini, akşam olunca erkenden masa tuttuklarını, güncel müzikleri dinlerken çaylarını içip çekirdeklerini yerken hem eğlendiklerini hem de pozitif enerji topladıklarını anlattı.
Ben de artık canlı müzikli aile çay bahçesi olmadığını söyleyince, “O yıllarda birçok şehirde bile olmayan çok önemli bir sosyal yaşam alanına sahiptiniz.” diyerek şaşkınlığını dile getirdi.
O sohbetten sonra dışarıdan bakan birinin bizim zamanla sıradanlaştırdığımız değerleri çok daha net görebildiğini düşündüm.
Elbette bu, İnebolu’nun en önemli sorunu değil.
Çünkü bir şehrin sadece yollarla, binalarla ya da altyapıyla değil insanına sunduğu sosyal ve kültürel imkânlarla da güzelleştiğine inanıyorum.
İnsanların aileleriyle birlikte vakit geçirebileceği, günlük hayatın koşuşturmasından uzaklaşıp nefes alabileceği bu tür alanlar, bir şehrin ruhunu besleyen en kıymetli unsurlardan biri.
Geçmişte bunun en güzel örneklerinden birine sahip olan İnebolu için yeniden aynı ruhu yakalamak sanıldığı kadar uzak bir hayal olmasa gerek.
Önceden bu kadar talep gördüyse vardır bunda bir hikmet diyelim.
Yaz boyunca İnebolu’yu canlandıracak canlı müzikli aile çay bahçesi yeniden açılabilir. Bunun yanında, belli aralıklarla tiyatro ekiplerinin İnebolu’ya gelmesi sağlanabilir. Oluşturulacak uygun bir sahne alanında hem çocuk tiyatroları hem de güncel oyunlar sahnelenebilir.
Böylece her yaştan insanın kültür ve sanatla buluşabileceği, sürekliliği olan bir sosyal ortam oluşturulabilir.
Bu sadece insanların keyifli vakit geçirmesini sağlamakla kalmaz kalabalık bir İnebolu’ya ulaşmamıza da katkı sunabilir.
Daha fazla ziyaretçi, daha hareketli bir sosyal hayat ve bunun beraberinde oluşacak ekonomik dönüşüm zincirleme bir etki oluşturabilir.
Eskiyi bilenler “İnebolu’nun tadı kalmadı.” diye konuşuyorlar.
Haklılar mı? Yorumu siz değerli okuyucularıma bırakmak istiyorum.