Gerçekten niçin büyümüyorsun? Ya da ne zaman büyüyeceksin?
Yaşın olgunlaşmış, saç sakal aklaşmaya başlamış, ama sen büyümüyorsun!
Ya tabi, beden olarak büyümekten olgunlaşmaktan bahsetmiyorum; zihnî olarak neden büyümüyorsun? Ben seni lise mezunu zannediyordum, yeni öğrendim üniversite de okumuşsun. Onca yıllık tahsilin nasıl oldu da gelişimini sağlayamadı, anlaması ve anlatması zor olsa da kısaca anlatmaya çalışayım:
Bir kere sen okumuyorsun, yani kitap okumuyorsun! Ayrıca neler okuyacağından, hangi sırayı takip edeceğinden de haberin yok.
Sosyal medyadan aldığın “bilgi etiketleri” gelişimini engelleyenler listesinin başlarında yer alıyor. Bu kısacık anekdotlar, kısa/tıknaz, bücür bir zihni faaliyet alışkanlığı (zihin refleksi) oluşturuyor sende. Bazı ilaçlar vardır ya hani, hiçbir şey ya da çok az şey yediğin hâlde sana tokluk hissi verir. Bunun gibi sözünü ettiğim anekdotlar seni tatmin ediyor ve kitap okumaya ihtiyaç duymuyorsun. Çoğu “dedikodu” mesabesindeki bu meraktan doğan veya siyasî slogan ve üstünlük hissi uyandıran, diğer bir ifadeyle rakip kaleye gol değeri kazandıran çoğu itici ve hatta iğrenç kısa yazı veya söylemler seni kıskıvrak ele geçirmiş. Zihni gelişme ihtiyacı duymuyorsun.
Öyle bir cemaat veya gruba dâhil olmuşsun ki, o cemaat veya grubun tabelasına şöyle yazılsa yeridir:
“ZİHNÎ GELİŞİMİ DONDURAN GRUP/CEMAAT MERKEZİ”
Sonra adamakıllı, ulvî bir derdin ve ıstırabın yok. İçinde bulunduğun oluşum, çevre veya cemaat sana bu açlığı ve susuzluğu vermiyor. Bakıyorsun hemen herkes mutlu, mutmain, sen de onlar gibi tatmin olanlardan biri oluyorsun.
Ulvî bir derdin olsa, kendini, çevreni, toplumunu, insanlığı ve dünyayı değiştirmeye kurtarmaya yönelik bir çalışman, bir çaban olurdu. Bu çalışma ve çaba sendeki bilgi eksikliğini sana hissettirirdi. Ama bu olmayınca kapitalizmin daha doğrusu mevcut kurulu düzenin istediği bilgi ve şuur yoksunu bir tip oldun.
Dünya meşgalen ve tasan her şeyin önüne geçti. Kapitalizmin enjekte ettiği gelecek korkusu, dünyalık kaygısı, aç kalma tasası ve çocuk ve torunlarının geleceği endişesi dünya işlerine aşırı sarılma ve gereğinden fazla odaklanma ihtiyacı doğurdu sende. Çevrendeki hâli vakti iyi olan kişi ve ailelerin yaşadığı lüks hayat seni onların seviyesine çıkma gayeni cilaladı. Kitap okumaya zaman kalmadı. Oysa eski İslâm toplumlarında, her semt ve mahallede bir âlim, bir pir, bir mürşit veya özü sözü bir olan değerli zatlar vardı ve onlar çevrelerini irşad ediyorlardı. Belki çoğu okumadan irfana erişebiliyorlardı. Şimdi öylesine erdemli rehberlerden yoksunuz. O hâlde bu açığı kitaplarla kapatmaktan başka çaremiz yok!
Yine de, hâlâ okumaya karşı direnecek misin? Vah ki, vah!