Yanlışa karşı olmak, onu reddetmek yetmez; o yanlışın doğrusunu da ortaya koymak gerekir.
Doğru da, hakikat da pek çoktur. Marifet doğrunun doğrusuna, hakikatin hakikatine ermektir.
Nihayette Allah’ın yarattığı, bir nevi “senaryosunu yazdığı” bir hayatı yaşamaktayız. Yani Allah’ın mülkü üzerindeyiz. Allah’ın mülkü sadece içinde yaşadığımız kâinat değil; aynı zamanda bizler yani insanoğlu da Allah’ın mahlûku.
Bu sebeple kibirli olmak Yüce Allah’ı en çok öfkelendiren kötü hasletlerden biridir.
İmam-ı Gazâlî şimdilerin “kişisel gelişim” dedikleri alana ait muazzam ilmî veriler koymuştur ortaya. Bu konuda şöyle der (mealen):
İnsan doğuştan hayvan fıtratına sahiptir. Aynı zamanda erdemlilik potansiyelini de barındırır. Bu yüzden onun eğitimi gerekir. Ta ki, erdemlilik vasıflarını kuşansın ve gerçek İNSAN olabilsin.
İnsan, gerçek insan olabildiğinde toplumsal yaşam kolaylaşır, habire cinayetler, intiharlar ve adi suçlar türemez. Habire cezaevleri inşa etmek zorunda kalınmaz.
Geniş anlamda asayiş için ayrılan bütçe, olması gereken eğitime harcansa yeridir. Ne var ki, mevcut aslıyeti ile tanımlanamayan eğitim sistemimiz söz konusu ihtiyacı karşılayacak nitelikte değil. Bir takım kuru bilgi (malumat) aktarımından ibaret. İnsan eğitimi bilgi aktarımından daha öte bir şeydir.
Eğitimin aileden başladığını söyler uzmanlar. Buna katılmamak mümkün değil ancak ailede o eğitici vasıflar ve bilgi donanımı yoksa ne olacak?
Zaten aile kurumumuz çatırdıyor. İstatistiklerdeki boşanma hadiseleri ürperti verici. Mevzuyla ilgili mevzuat ve hukuk bu kötü gidişin önüne geçemedi, geçemiyor.
İnsanı kalben ve ruhen belirli bir ideale bağlamadıkça hem ahlâkı ve hem de eğitimi kalkındıramazsınız. Bütün bunlar birbirine bağlı ve bir bütünün parçaları mesabesindedir. Yani biri diğerleriyle birlikte izaha kavuşturulabilir. Yani mesela aile eğitimle, eğitim genel erdemlilik ve kültürle, kültür ekonomi ile ekonomi ahlâkla vs. ele alınmalıdır.
Ben bu yaşıma kadar genel bir gençlik politikasına şahit olamadım maalesef. Bu kaygı verici bir durum.
Ülkemizde bu mânâda her şeyin kendisine bağlandığı bir “mihrak” yok! Sanırım birimler arasındaki olması gereken kan deveranı bu sebeple sağlıklı değil. Yani her şeyin izahının kendine bağlandığı, kendisiyle izah edildiği mihrak anlayış…
Bu olmayınca parçalar bütün oluşturamıyor. “Nasıl bir toplum” sualinin cevabı da burada aranmalı. Su bulunmadan boru döşenmez ki!
Evet, Allah’ın mülkü ama bu mülk üzerinde fertlerin huzur ve mutluluğunu, adaleti vs. sağlayacak olan da insan. Aklıyla, tecrübe ve birikimiyle bu düzeni kurmak ve yaşatmakla mükellef…
Bu düzende hiç kimse ayrıştırılmayacak, kimse ötekileştirilmeyecek, kimse itilip kakılmayacak, haksızlığa ve zulme uğratılmayacak, paranın sultası hâkim olmayacak, “altta kalanın canı çıksın” mantığı hükmetmeyecek, esaslı bir adalet sağlanacak.
Tabii bu saydıklarım sonuçta “laf”! Böyle bir düzeni sorsan herkes ister. Ne var ki böyle bir düzen için çoklarımız kılını bile kıpırdatmaz. Çünkü para ve çıkar üzerine kurulmuş çarkların arasında şekilden şekle giren fertlerden bunu beklemek safdillik olur.
Öyleyse bir yerlerden başlanacak olsa, nereden başlamalı?
Eğitimden!..