NEDEN AĞLAMALIYIZ?
Milli takımımız yine çuvalladı maalesef. Bizim gibi çuvallayan birçok ülkenin milli takımlarının çalıştırıcıları, “patronları” ve yetkilileri ya görevden alındı yahut istifa etti. Bilebildiğim kadarıyla bizde “tık” yok. Her şeye rağmen yola devam.
Her zaman her yerde savundum; Milli Takımın başına yabancı getirilmesi kesinlikle yanlış. Başarısız olacaksak da kendi antrenörümüzle ve futbolcumuzla başarısız olalım. Biz olmakta ve biz kalmakta kararlı olursak, illa ki başarı gelecektir.
Görev yapan yabancı antrenörler bizi, yani dilimizi, kültürümüzü, maddi ve manevi yapımızı öğrenip bellemesi için en az iki yıl gerekiyor. Antrenörler bu zaman zarfı içinde herhangi bir başarı elde edemediği için bir çuval parayla evine uğurlanıyor. Bu vesileyle son 15-20 yılın harcamalarına bakılsın. Çok çok büyük rakamlar. Sadece antrenöre değil, futbolculara verilen paralar da insana şaşkınlık verici. Yazık bu milli servete. Ne var ki TFF özerk, kimse müdahale etme hakkına sahip değil. Hesap soran yok!
Şunu peşinen söyleyeyim: Milli Futbol Takımımızın uğradığı acı akıbet ülkemizin bütün alanlarında var. Ekonomimizden tutun da eğitim sistemimize kadar hemen her alanda başarılı değiliz, başarılı olamadık. Galiba tüm bu alanların ortak bir paydası var. Asırlık tarihimize bakıldığında bir şeylerin yerli yerine oturmadığı çok belli. Yani problem derinlerde. Modernizmin birçok ülkede meydana getirdiği sarsıntılar bizde de yaşandı. Demek oluyor ki, modernizme karşı duruşumuz, anlayışımız ve uygulamalarımız kökten yanlış. Toplumu yenidünyaya karşı var kılması ve yükseltmesi gereken sistemde arıza var. Sistem bu toplumun değerlerini ve değer yargılarını ciddiye almıyor yani tanımıyor. Daha doğrusu reddediyor. Ne adına; modernleşme ve kalkınma adına. Ama buna rağmen modernleşemiyoruz, kalkınıp gelişemiyoruz.
Ekonomimiz gereğinden fazla kırılgan. Eğitimimizi bir türlü ıslah edemedik. Yapboz gibi, her gelen bambaşka bir model uyguluyor. Temel eksiklik, bu modellerin dayanağı yok. Yani felsefi mânâda. Bütün, her zaman parçalarının toplamından fazla bir şeydir. Parçaları birleştiremiyoruz. Bütün olamıyoruz. Mesela ekonomi ile insan ve eğitim arasında olması gereken rabıtayı kuramıyoruz. Bürokratlardan önce ilim ve bilim adamları konuşmalı. Her şeyi açık seçik tartışmalılar. Aydınlarımız sınıfta kaldı.
Diğer yandan modernizme sırtımızı dönmek söz konusu edilemez. Ama diğer yandan modernizme körü kürüne teslim olmak da çok yanlış, kendi değerlerimiz üzerine inşa edilmeli Modernite.
Hangimiz istemeyiz güzel, dengeli ve adil bir dünyada yaşamayı. Biz böyle bir dünyada yaşama şansını kaçırdık diyelim, hiç değilse çocuklarımız ve torunlarımız yaşasın. Yaşasın da bunun için ne yapıyoruz? Huy olarak, ahlâk olarak güzelleşmeye ve güzelleştirmeye yönelik bir çabamız var mı? Hangi çocuğun elinden tuttuk, hangi insanın gözyaşlarını sildik? Hangi canlının karnını doyurduk. Hiç merhamet duyduk mu, sevdik mi karıncaları? Hiç tanımadığın bir insana selam verdik mi güzel bir tebessümle? Denizi, dalgaları seyrettik mi şöyle aralıksız on dakika?
Bir tenhaya çekilip ağladık mı hıçkırarak? Sahi ne kadar zaman geçti son ağladığımız günden bu yana?
İnsan olmayı, insanca yaşamayı ve insan kalmayı denemekten hiçbir zaman vazgeçmemeliyiz.
Milli Futbol Takımından yola çıktık, işi duygusala bağladık. İnanın hiç sevmem bu usulü. Ne yapayım böyle oldu bu sefer.
Modern çağın ısrarla insanı duygularından ve vicdanlarından uzaklaştırma çabalarına sessiz kalınmamalı aslında. Ne eksikse, ne eksiltiliyorsa onun telafisi yapılmalı diye düşünüyorum. Bu sebeple mesela her yerde uygun mekânlarda üç beş kişi oturup yüksek sesle şiir okumalı.
Ruhlarımız kabalaştı. İnsani inceliklerimiz aşındı, körleşti. Bu yüzden vicdaniliği ve merhameti uğurladık beldemizden. Tanışlar bile birbirine yabancı. Bu sebeple yardımlaşma, paylaşım ve dayanışma fakirleşti. Maddenin kaskatı dayatmaları karşısında insanın bunalması kaçınılmazdır.
Hani diyorum şöyle sahilde şiir okusak, hem de yüksek sesle. Sonra oturup ağlasak!
Ağlamaya sebep bulamayanlar gelmesin bizim şiir şölenimize!