Ülkemizin kronikleşmiş birçok probleminden nasibine düşeni almış görünüyor ilçemiz. Bunların birçoğunun çözümsüz olduğu söylenemez bana göre. O hâlde neden çözüme ulaştırılmıyor? Bunun sebebini bir çırpıda açıklamak mümkün değil galiba. Dediğim gibi her sıkıntı bir yerden sonra ülke sorunlarına bağlanıyor.
Bilindiği gibi yaz aylarında ilçe nüfusu katlanıyor. Birçok hizmet yetişmiyor. Galiba hepimizin çok iyi bildiği gibi şimdilerin en ciddi çözüm bekleyen problemi otopark. Evet, araç park edecek yer bulunamıyor. Bu aylarda nüfusun kabarması ile birlikte araçların sayısı da artıyor. Sokak araları, kimi cadde ve meydanlar araç yığını hâline dönüştü. Allah’tan yetkililer bazı okullarımızın bahçesini ücretsiz otopark hizmetine sundu da bir nebze de olsa rahatlama oldu.
İlçemizin bu otopark sorunu çözümü gecikmiş sıkıntılarımızdan sadece biri. Peki, neden bu kadar gecikti? Şu yüzyılda bu kadar vakittir neden çözülmedi yahut çözülemedi bu problem? Bu sorunun cevabı bende yok. Ancak şu kadarını söyleyebilirim; bu olumsuzluğun da birçokları gibi temelinde zihni bir yetersizlik yatıyor. En azından ben böyle düşünüyorum.
Türkiye’deki yüzyıllık siyasetin ve siyasetçilerin niteliği yani zihni yapısı açıklığa kavuşturulmadan bu ve benzeri soruların ve sorunların cevabı sağlıklı bir şekilde verilemez.
Bu vakte kadar üç beş katlı bir otopark yapılamaz mıydı? Galiba otopark için uygun bir yer ve mali problemler gerekçe olarak öne sürülüyordur.
Açıkça söylemek gerekirse yurdumuzda şehirleşmenin felsefesi yok. Kurulamadı birçok kurulamayan şeyler gibi. Ekonomiden eğitime kadar bütün alanlarda bu eksiklik apaçık. Bütün bu alanların birleştiği ve kendisinden gıdalandığı temel mihrak ve mihrak anlayışımız yüzyıldır belki de iki yüzyıldır yok. Farkındaysanız toplumumuz ahlâk üretemiyor. Yüzyıldır Osmanlının mirasını tüketiyoruz.
Her şeyden önce ayakları yere basan, samimi ve dürüst bir aydın sınıfı yetiştirmek şart. Bu tür aydını bu kurumlar yetiştiremez. Zaten görüldüğü gibi bu kadar zamandır yetişmedi. Zira kültür tahrip oldu. Maalesef tavuk yumurta tekerlemesine dönüyor her iş. Bir şey yapmak için “bir şey” lazım. O lâzım olan bir şey için de başka bir şey… Ama her ne olursa olsun ben yine de kültür, sanat ve eğitimden başlanması gerektiğine inananlardanım. Yani dürüst aydın sınıfının yetiştirilmesinden…
Sayısız eli kalem tutanlar gibi ben de düşüncelerimi söyleyip yazarım. Bu curcunada popüler değilseniz bakan olmaz, bu adam ne diyor diye. Sonra göçer gideriz toprağın altına.
Fakat yaşadığımız müddetçe ülkemin yarınlarını düşünmek, torunlarımızın geleceğini planlamak zorundayız. Yani ülkemizin geleceğini… İnsan olarak, Müslüman olarak bu vebali taşıyor olmalıyız.
Son olarak, bazı dostlarım ilçemizin sorunları ile alakalı yazmamı istiyorlar. Şahsen bu konulara yani ilçemiz hakkında yazmak taraftarı değilim pek. Bir kısım okuyucular beni yanlış anlıyor. Küsenler oluyor. Ne var ki ülkemizin genel gidişatı ile alakalı yazıyorum genellikle. Bu genel konulardan hareketle İnebolu’nun da resmini çıkartabilir okuyucu.
Mesela sık sık vurguladığım ve ülkenin bu açmazdan çıkmasının biricik yolu olarak sunduğum “kültür seferberliği” hususunda bazı kurum ve kuruluşların bilerek veya bilmeyerek engel olduğuna inanıyorum. Bu kurum ve kuruluşları açıklayacak olsam bana savaş ilan edeceklerin sayısı az olmaz. Kaldı ki benim bu tavrımın olumlu bir sonucu da olmayacaktır.
Bütün her şeye rağmen zaman zaman ilçe sorunlarını içeren ve bu konuda çözüm önerileri sunan yazılarım oldu, olacak, inşallah.
Allah’a emanet olunuz!